Evde değil balkonda sigara içibildiğim için sigaramı tellendirmeye çıkmadan önce küçük bir hazırlık yapmam gerekiyor.Herşey güzel gitsin istiyorum.Psikolojik olarak kakam geliyor.Tam sigarayı paketinden çıkarıyorum "ya aniden kakam gelirse ve iki fırt sonra söndürmem gerekirse" diyorum.Ağzımda yanmamış sigaramla beş dakika klozette öylece oturuyorum.Eski manitalar en çok bu zamanlarda aklıma geliyor.Şimdi havalar da güzelleşti.Balkon bir eziyet değil keyif.Çıkıyorum, eğilip gökyüzüne bakıyorum.Ne kaka ne de manita kalıyor aklımda."Azına s.çiim" değil "Ko g.tüne" diyorum.
Bunu yazarken bbc radio 3 dinleniyor
17 Haziran 2010 Perşembe
4 Nisan 2010 Pazar
ben, ne yazık ki Nadoş'um

31 Mayıs Pazartesi akşamı Bob Dylan'ı dünya gözüyle izleme imkanı bulacağım.Bu aralar bilen, bilmeyen, dinleyen, dinlemeyen birçok kişi bu konserden bahsediyor.Bob Dylan benim için gerçekten "yaşayan efsane" derler ya öyle birisi.O kadar ki çok yaşlı olmamasına rağmen o tarihe kadar ya ölürse, ya izleyemezsem onu sahnede diye saçma korkular yaşıyorum.
Bob Dylan'ın bazı şiirleri yurtdışında derslerde bile okutuluyormuş.Gerçek bir ozan.Size bir örneğini vermek istiyorum.Seven Curses adlı parçasının sözlerini bir okuyun.Onun sesinden dinlediğinizde etkisi daha da artıyor.7 lanet gerçekten duyduğum en korkunç beddualardan.
Seven Curses
Old Reilly stole a stallion
But they caught him and they brought him back
And they laid him down on the jailhouse ground
With an iron chain around his neck
Old Reilly’s daughter got a message
That her father was goin’ to hang
She rode by night and came by morning
With gold and silver in her hand
When the judge he saw Reilly’s daughter
His old eyes deepened in his head
Sayin’, “Gold will never free your father
The price, my dear, is you instead”
“Oh I’m as good as dead,” cried Reilly
“It’s only you that he does crave
And my skin will surely crawl if he touches you at all
Get on your horse and ride away”
“Oh father you will surely die
If I don’t take the chance to try
And pay the price and not take your advice
For that reason I will have to stay”
The gallows shadows shook the evening
In the night a hound dog bayed
In the night the grounds were groanin’
In the night the price was paid
The next mornin’ she had awoken
To know that the judge had never spoken
She saw that hangin’ branch a-bendin’
She saw her father’s body broken
These be seven curses on a judge so cruel:
That one doctor will not save him
That two healers will not heal him
That three eyes will not see him
That four ears will not hear him
That five walls will not hide him
That six diggers will not bury him
And that seven deaths shall never kill him
***
Bitmeyen bir beddua.Ölüp huzura ermesine bile izin yok.Mezarcılar onu gömemeyecek, ölümler onu asla öldürmeyecek.
Sonsuzluk kelimesi duyduğum anda bile derin bir soluk almama neden olur.Sıkıntı verir.Borges'in Kum Kitabını okuduğumda da aynı şeyi hissetmiştim.
“Kitabının adının kum kitabı olduğunu söyledi bana, çünkü kitabın da kumun da ne başı var ne sonu.” J.J.B.
Böyle bir cümleyi okuduktan sonra uzunca bir süre tereddüt ettim okuyup okumamakta.Şimdi bu satırları yazarken "ulan aslında ben de ne tırsak biriymişim de haberim yokmuş." diyorum.Ama daha sonra okudum.Borges'le tanışmam böyle bir korkuyla başladı ama sonra hayranı oldum.Kum Kitabı'ndan alıntılar yaparak noktalayayım.
Zaman beni sürükleyen bir nehir,ama nehir benim;
Beni parçalayan bir kaplan,ama kaplan benim.
Beni tüketen bir ateş,ama ateş benim.
Evren,ne yazık ki,gerçek;
Ben,ne yazık ki,Borges’im
***
Yıllar boyu insanoğlu bir boşluğu imgelerle, illerle, krallıklarla, dağlarla, körfezlerle, gemilerle, adalarla, balıklarla, odalarla, aletlerle, yıldızlarla, atlarla, insanlarla doldurur. Ölümünden az önce, usanmaz çizgi labirentinin kendi yüzünün imgesini oluşturduğunu anlar.
***
Ölümden az önce farketmemeniz dileğiyle esenlikler dilerim.Büyüklerin ellerini yalar, küçüklerin gözlerinden öperim(abla gibi)
30 Mart 2010 Salı
Hane-i Tamir

Otto Santral'de ne için düzenlendiğini bilmediğim (sonradan öğrendim, bir düğünmüş) kokteylde bir kadeh şarabımı içtikten sonra Tamirhane'de devam etme kararı aldım.Sevgili günlük sana buradan sesleniyorum.Arkadaşımı beklerken yine yalnız dışarıda olmanın keyfini çıkarıyorum.Şımartayım Nadoş'u biraz dedim ve güzel bir Şili syrah şarabı ısmarladım ona.İnce giyindiği için üşüyor ama gittikçe daha iyi hissediyor kendini.Cafe Del Mar tarzı sıkıcı müzikler çalıyor; bacak bacak üstüne atmış, ayaklarını sallıyor Nadoş.Canı sigara içmek istiyor."Hadi çıkıp tellendirelim bi tane" diyorum, çıkıyoruz.
Yan masadaki kızın yanına arkadaşı gelince "Öpüşmeyi ne kadar çok seviyoruz."diyor Nadoş.Birbirlerine "Naabeerr"diyip öpüştüler."Allah bilir yarım saat önce görmüştür bunlar birbirlerini.Neden tekrar öpüşüyorlar ki?""Beteri beteri var Nadoşum.Fransız firmasında çalışan bir arkadaşım anlatmıştı, her sabah işe geldiklerinde tüm ofis öpüşüyormuş birbiriyle."Gülümseyip kadehinden bir yudum daha alıyor.Onu gülümsetenin anlattığım değil şarabın tadı olduğunu hissediyorum.
Çok konuşmuyoruz.Duvardaki bir afişe bakıyoruz.Bir sürü birşey yazıyor ama gözlerimiz seçemiyor.Sadece kocaman kırmızı puntolarla "Sendika" yazdığını okuyabiliyoruz.İkimizde özel bir üniversitenin kampüsünde bulunan, çok da ucuz olmayan bir yerde bu afişin olmasını hiç inandırıcı bulmuyoruz.Belki de yanılıyoruzdur.Umarız yanılıyoruzdur.Sen isimli "Sen Dika" diye birinin sergisinden bahsediyordur afiş belki de.Ya da "hey sen, Dika bana bak" anlamında kullanılmıştır.
Yerden bir duman yükselmeye başlıyor.Ağır ağır...Müziğe ayak uydurarak.Yan masada oturan kızlardan biri hırkasını çıkarıyor.Askılı bodysiyle kalıyor.Onun yanındaki masada oturan kırklı yaşlarındaki adam gömleğinin düğmelerini açıyor ve beyaz fanilasıyla kalıyor.Ortam çok sıcak değil aslında.Duman gittikçe yükselmeye başlıyor.Bodysiyle oturan kızın arkadaşı yavaş yavaş sandalyesinden kalkıyor.İki elini salına salına başının yanlarına koyuyor.Gözleri kapalı dans etmeye başlıyor.En uçta tek başına oturan keçi sakallı, beyaz saçlı adam dans ederek kızın yanına geliyor.Arkadan kızın beline sarıyor kollarını, dans etmeye devam ediyorlar.Kız yavaşça dönüyor; artık yüz yüze dans ediyorlar.Nadoş'un gözleri kapalı, elleri masanın üzerinde parmaklarıyla ritim tutuyor.Başını iki yana sallayarak müziğe eşlik ediyor.Müzik hızlı değil ama dans ettiriyor.Barda duran çocuk önlüğünü çıkarıp barın üzerinde dans etmeye başlıyor.Fanilasıyla kalan adam bara yaklaşıyor, aşağıdan dans ederek ona bakıyor.Cure'dan Spiderman çalıyor şimdi.Röfleli, uzun sarı saçlı, dar jean giymiş güzel kız elleri duvarda kalçalarını sallayarak dans ediyor.Garson kız Mısır dansı yaparak masaların arasında dolanıyor.Uzun, kıvırcık saçlı diğer garson çocuk bardan üç tane portakal alıp havada çevirmeye başlıyor.Saat 20.17'de ortamdaki herkes dans ediyor.Duman tavana kadar çıkmış durumda.Kapıdan içeriye öğrenci olduğu belli olan bir çocuk giriyor.Garsonlar işlerine dönüyor, müşteriler masalarına oturuyor.Kırklı yaşlarındaki adam gömleğinin düğmelerini ilikliyor, kız hırkasını üzerine geçiriyor.Dumandan eser kalmıyor Tamirhane'de.
****
Sadece benim kafamda duman kalıyor.Arkadaşımı beklerken 26 martta yazdığım bir yazı.Bu olay ve kişiler %100 gerçektir.Benim kafamda.İnanmazsanız Nadoş'a sorun:)
Bunu yazarken Spacemen 3-Losing Touch with My Mind dinliyordum ki pek hoş, pek tatlı, peki peki anladık bir şarkıdır kendisi.
23 Şubat 2010 Salı
Cansever Bresson'u da, Godspeed You Black Emperor'ı da

Evde şu anda mevcut olan tek içki rakı çay bardağına konuldu.Mutfakta suyunu koyarken biricik yiğenin yürütecine takınıldı.Hafifçe gülümsedim."isn't it ironic, don't u see?" tutturdum hafiften.Bresson'un son filmi L'argent'i izledim bu akşam.O kadar kaptırmışım ki film bittiğinde daha kafadan 2 saati daha vardır bu filmin diyordum.İzlerken Rus romanından fırlamış bir senaryo dedim.Kurgu, karakterler, havası tıpkı Dostosevski gibiydi.Bittikten sonra künyesine baktığımda yazarının Leo Tolstoy olduğunu gördüm.Kömünizmin sanata büyük katkısı olduğunu bir kere daha gördüm.
Sonra cnbc-e'de Gossip Girl'ü koyup fona bilgisayarın başına geçtim.Gossip Girl'e gözüm takılırken bu ne yaman çelişki dedim.Kült bir filmden sonra teenage bir dizi.Merhaba hayatımın özeti.Tanıdığım insanlar gibi.Bir sürü farklı insan.Bir odaya koysam belki de 1 saat içinde birbirlerini öldürmeye başlayacak tipler.
Dizi de bittikten sonra müziğe geçiş.Kulaklıkla müzik dinlemeyi oldum olası sevmişimdir.Lisedeyken Matrix'in Soundtrackini almıştım.Odamda ışığı kapatıp kaseti walkmene koyup son ses dinlemeye bayılırdım.Leave You Far Behind - Lunatic Calm'ı dinlerken tırsmaya başlardım.Aiva walkmenden sonra Panasonic discmanim oldu üniversitede.mp3 de çalabildiği için çok mutluydum.Okula giderken 45 dakika boyunca müziğim yanımdaydı, daha ne isterdim ki.Derken Creative mp3 player, minicik, harika.Tam 250 mb.Derken ipod shuffle 1 gb ile girdi hayatıma.ipod touch 16 gb derken şimdi ipod nano 4 gb gani gani yetiyor.Demek istediğim o ki teknoloji ne kadar ilerledi.Tv konusunda daha geri kafalıyım ama.blueray falan güzel de projeksiyonla perdeden izlemek gibisi yok benim için.Bu arada aslında teknoloji, özellikle de bilgisayar benden 1000 ışık yılı uzaklıkta(hadi abartmayayım 100 olsun).Ama http://www.nikkor2d2.com/
adresinde görebileceğiniz minnoşa tam anlamıyla bayıldım!Alayım dedim(yalan) baktım 3000 euro.İstesem de alamıyormuşum zaten.
Kavrulmuş fındıkla rakımı içerken Edip Cansever geliyor aklıma.Şiirden pek hazetmeyen ben Edip Cansever'i çok seviyorum.Kitaplığa yönelip alıyorum kitabını elime.Sizinle de paylaşıyorum dizelerini.Onun ağzından soruyorum:
Ağıt-
Gün bitti.Saat kaç.Bitecek mi bir gün savaşımız
Hak edilmiş hüzünlerimiz olacak mı bizim de
Dönüp dönüp arkamıza baktığımız
Bir dünya kalıntısı üstünde
Hak edilmiş hüzünlerimiz olacak mı bizim de.
***
Çay bardağımı şerefinize kaldırıp diyorum ki: arkadaşlar hakedilmiş hüzünler kazanmaya bakın!
Bunları yazarken dinlediğim son şarkı:Godspeed You Black Emperor-Moya
p.s:Mehmet Öz'e sormak istiyorum; çok çişe gitmek iyi midir, kötü mü?Erkek olsam prostat var diyeceğim ama...
öpüldünüz
22 Şubat 2010 Pazartesi
deneme1-2

Blogun adını ilk önce "DeneMemeler" koyacaktım.Kızsal bir anlamı da olacaktı böylece.Kızsal derken inceden bir dalga geçme de var tabii.Kızsal şeyleri çoğunlukla boksal buluyorum.Sonra gözümün önüne köyde babamın kütüphanesinden bir görüntü geldi.Ferhan Şensoy yıllar önce bu ismi kullanmıştı, üstelik güzel memeleri de yoktu.
Birçok şeyi düşündüğüm halde denemeye bile üşendiğim için "Denemeyenler" olsun dedim adı.Benim gibi olan binlerce üşengece ithafen...Sonra gözümün önüne Dost Kitabevi geldi.Rafta Metüst'ün Denemeyenler'i bana sırıtıyordu.Çok sevdiğim bir abimiz olduğundan kızmadım, kızamadım ona.Küçükken Duvar Yazıları'nı dönüp dönüp okurdum.Kendisinin Türkiye'nin Woody Allen'ı olarak görüyorum.Daha fazla Metüst'ü övmeden katıldığım bir cümlesini de paylaşayım son olarak:''uzun zamandır hayata, bir sempatizan olarak katılıyorum artık.. kendi kendimin kötü bir tasarısıyım..''
Bazı İngilizce kelime ya da cümleler Türkçe'den çok daha iyi anlamını veriyor."I'm confused!"Bu yazıyı yazan 13 değil 29 yaşında biri."Ulan bu yaşta hala ne kafa karışıklığı?" demeyin.ya da deyin çok da s.kimdeydi afedersiniz.Ülkenin bulunduğu durumdan dolayı mecburen politikayla ilgilenmeye başlıyorsun.Taraf'da,Zaman'da,Sabah da okuyup; Cnn, Habertürk vs. yanında Ülke tv, Mehtap tv de izlemeye başlıyorsun.Bu arada Mehtap tv'de Pazartesi akşamları 21'de Akıl Defteri programında Türkiye'nin önde gelen Demokrat Kalemleri Prof. Dr. Mehmet Altan, Prof. Dr. Eser Karakaş ve Dr. Şahin Alpay Türkiye ve Dünya gündemini entelektüel ve ironik bir dille değerlendiriyor.Önyargılarımızdan sıyrılıp izlenesi bir program.
I'm confused ulan'ın bir başka nedeni 29 yaşında hala aşk konusunda dikiş tutturamamış olmamdır.Bir yandan çapkınlıktan sıkılmak, bir yandan uzun bir ilişkiden tırsmak.Yaşanılan, duyulan onca şeyden sonra geriye kalan bıkkınlık hali...Birkaç "keşke ona öyle demeseydim, öyle davranmasaydım".Çıkmadık candan ümit kesilmez.
I'm confused ulan; iş konusu.en uzun çalıştığım yer 1 sene.5 sene bi sürü iş yeri ve alanı.Prodüksiyondan, müşteri temsilciliğine; oyuncu koçu asistanlığından kukla tiyatrosuna...Ev hanımlığı, geyşalık, psikopatlık...Bi sürü alakasız işler.
I'm confused ulan ki kendinle kaldığında düşündüklerin.
Girişi kapatmayalım beyler!daha sonra yazacak bi sürü şey var zaten.Sıkmayalım.
bugünün şarkı önerisi:Wesley Willis -Rock and Roll McDonalds
sor bi kendine:am I ?
şimdilik ciao canlarım ciğerlerim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
_001.jpeg)
